“Kıssadan hisse” diyerek bir alıntı yapıyoruz bugün… İsmail Bozkurt’un derlediği “Manzum Mensur Hikayeler” kitabından “Ali ile Postali” başlıklı hikayeyi aktarıyoruz. Ancak, “kıssadan hisse” çıkarmayı kolaylaştırmak için anahtar kelimeler vermek gerekiyor:

İstiklal, soygun, kaçak, hapis, asker, hacı…

Okuyun bakalım acı acı…

“İstiklal Savaşı yılları idi. Herkes onlardan korkardı. Yol keserler, yayla basarlar, soygun yaparlardı. Eşkıya eşkıyanın peşine takılmış gidiyor. Asker kaçakları, hapis damından kurtulanlar ya bir gecede ünlü oluyorlar yahut da bir ünlünün peşine takılarak geçinip gidiyorlardı.

Şakinin (haydut) yiğidi mi olur? Olsa olsa insafsızı olur demek daha doğrudur. Yiğitler cephede kan dökerken, sahipsiz evlere, kocamışların hanelerine saldıran eşkıyaya adam demek mümkün mü?

Sefer-i Birlik’te; on altılı, on yediliye kadar sıra gelmiş, cepheye gönderilmişler. Harb-i Umumi bittikten sonra da İstiklal Harbi başlamıştı.

Yorgun argın asker yeniden sefere çıkmıştı. Elden geçinen yiğit müsveddeleri ise cepheden kaçtıkları gibi cepheye erzak hazırlayan haneleri de soyuyorlardı. Altın, ayaklı ne varsa alıyorlardı. Bu hengamede Kuzugüdenli’de de iki eşkıyadan bahsedilir. Ali ile Postali. İkisi de aynı yöreden acımasız birileri oldukları için dilden dile dolaşır adları.

Dönem, Kuzugüdenli’de (Kayseri) Türkmen ağalarının çok varlıklı oldukları dönemdir. Gömürgen’de Hacı Müdürler, Ganişeyh’te Avanoğulları, Sırıklıoğulları vs.nin olduğu gibi.

Zenginlerin variyetleri yakınlarına ve torunlarına intikal edip giderken, o sırada da Avanoğulları’ndan Hacı Mustafa Efendi de varlıklılar arasındadır. Bir güz günü akşamı gelinler oturmuş tandırda yufka pişirirlerken eşkıyalar Hacı Mustafa Efendi’nin konağını basarlar. Bölgenin hem okumuş hem de haznedarı olan Hacı’ya altınları getir diye epeyce eziyet ederler. Hacı yok derse de inanmazlar. Hacı’yı soyarlar, tandırın üzerine getirirler. O arada gelinler kızlar üzerlerinde ve sandıklarında ne varsa verir Hacı’yı kurtarırlar.

Eşkıyanın sonu ya yağlı ip ya da yağlı kurşun, zulüm artar bölge daralır. Yiğit eşkıya gölgesinden korkar olur. Her taraftan kulağı ses almaya başlar. Hamidiye Kaymakamı el altından Postali’ye haber gönderir. Ali’yi vur seni affedeceğiz diye. Postali’nin canına minnet. Zaman geçer Daroluk’a (Kayseri’nin Akkışla İlçesi’nde yayla) çıkarlar. Al dürbünü bak ileriye der ve enseden mermiyi patlatır. Arkadaşını vurur kendisinin de serbest bırakılacağı düşüncesiyle teslim olur. Tutuklanır, kaçar, kurtuldum dediği anda bu sefer de kendini bir başkası ihbar eder, vurdurur.

Her şey tersine döndü,
Acımaz oldu felek.
Şaki yiğit olur mu?
Bir düşünmek gerek.

Müfrezeyi bir duysun,
Acep bu ödleklik niye?
İt gibi korkar iken,
Aslan kesilir köye.

Samanlıkta yatarlar,
Ne görseler kaparlar.
Allah fırsat vermesin,
Memleketi satarlar.

Bazen yataklık eder,
Bazen olur topuklar.
Birbirine güç verir,
Buluşursa kopuklar.

Cephede kan dökenler,
Geriden bakışır mı?
Köy basıp Türk’ü soymak,
Hiç Türk’e yakışır mı?

Bunlara tesir etmez,
Gelse de Melamiler.
Buna yataklık eder,
Bölgede Haramiler.

Satarlar bölüşürler,
Çalıp çırpıp buldukça.
Büyüdükçe büyürler,
Koruyanı oldukça.

Tilki gibi sinerler,
Saklanır çalı dibi.
Nasıl da türemişler,
Hepsi birbiri gibi.

Görseler yoldan giden,
Çerçiyi üleşirler.
Bazen karar alarak,
Bölgeyi bölüşürler.

Bir de hayasızlar ki,
Soyarlar don gömleği.
Bilmem ki başka yerde,
Var mı bunun örneği.

Bazen yardımlaşırlar,
Dost gibi görünürler.
Özünde kalleşlik var,
Birbirini öldürürler.

Herkese vurmuş felek,
Düşmüş başı derdine.
Baş kaldırıp bak ama,
İnsanların merdine.

Ayrıca bakınız:

Yoruma kapalıdır