bilgi güvenliğiHükümet-Cemaat çatışmasında ortaya çıkan “paralel devlet” tartışmaları, devletin yapısının da sorgulanmasına neden oluyor. İdeal devletin tanımını biliyoruz elbette ama iktidar sözcülerinin ifadelerine göre devlet eşittir hükümet! Siz bakmayın, “egemenlik milletindir” demelerine… Yasamasıyla, yargısıyla, yürütmesiyle devlet ta kendileri!

Fakat işin dramatik yanı, kendilerini devlet olarak tanımlayanlar, her kademeye bizzat kendi yerleştirdikleri tarafından hedef tahtasına konmuş durumdalar. Çıkarlar çatışmasaydı, bunların hiçbiri yaşanmazdı ya neyse…

EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ’NDE HIRSIZLIK

Netice itibariyle şunu gördük ki, devlet iyice laçkalaştı. Devlet, devlet olmaktan çıktı. Zaten bunalımlı olan güven ortamı iyice bozuldu. Şimdi devletin en kılcal damarlarında dahi kadrolar ikiye bölünmüş durumda. Kimi Tayyipçi, kimi Cemaatçi… Böyle bir ortamda “bilgi güvenliği” de yok oldu haliyle…

Haberlerden öğreniyoruz ki, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nden bile evrak çalınıyor artık. “İmdat polis, hırsız var” diye bağırdığımız polisin dolabından, çekmecesinden hırsızlık yapılıyor ve biz bu polisten medet umuyoruz!

TÜM SÜREÇLERDE BİLGİ GÜVENLİĞİ

Bilgi çağında “bilgi güvenliği” önemli bir dert… Nitekim işletmeler, artık bilgi güvenliği sertifikası da alıyor. “Sanayi casusluğu” olarak adlandırılan bilgi hırsızlığını önlemek çokuluslu şirketlerin önceliği olmaya başladı.

Örneğin TOFAŞ, otomotiv sektöründe ISO 27001 kodlu “Bilgi Güvenliği Yönetim Sistemi Sertifikası”nı alan ilk otomotiv şirketi olmuş…

Sertifikasyon için Tofaş’ın tedarik zinciri, insan kaynakları, satınalma ile bilgi ve iletişim teknolojileri direktörlüklerini kapsayan ve tüm ithalat-ihracat süreçlerini içeren denetimler gerçekleştirilmiş… Amaç, ticari kayıpları en aza indirmek ve yatırımların dönüşünü en üst seviyeye taşımakmış…

KARŞI DEVRİM EVLATLARINI YİYOR!

Giriş yaptığımız konuya dönersek… Devletin böyle bir sertifikası var mı derseniz, yoktur elbette… AKP Hükümeti’nin, şimdiye kadar bilgi güvenliğini hiç düşünmediği belli… Tehlikenin içerden geleceğini düşünmemişlerdi de ondan… Bilgi güvenliği sertifikasına da ihtiyacı yoktu haliyle… Uyarına gelmeyen soruşturmaları yürüten polisleri, savcıları görevden alarak tehlikeyi savuşturdular ama bundan sonra güvenlik sistemini kuracakları kesin…

Başka bir açıdan bakarak noktayı koyalım;

Harcı şehit kanıyla karılmış Türkiye Cumhuriyeti’nin Atatürk tarafından belirlenmiş ilke ve değerlerini yok etmek amacıyla kurulan kutsal ittifakın bozulması, “Her devrim önce kendi evlatlarını yer” sözünü hatırlattı… Karşı devrim de, kendi evlatlarını yemeye başladı!

 

Saati geldi!

 

CHP Bursa Milletvekili Doç. Dr. Aykan Erdemir, geçenlerde düzenlediği basın toplantısında saat örnekleri verdi. Erdemir’in, henüz siyasi etik kanununa sahip olmayan Türkiye’nin dikkatine sunduğu saatlere dikkat edin:

“Patek Philippe – Rüşvet ve yolsuzluk skandalında Reza Zarrab tarafından bir bakana hediye edildiği söylenen 250 bin avroluk saat…

Skagen – Kolumdaki; öğrenciliğim, öğretim üyeliğim, üniversite idareciliğim döneminde ve bugün de milletvekili olarak kullandığım 100 avroluk saat. Skagen marka benzeri saatleri pek çok Avrupalı sosyal demokrat milletvekili ve bakanın kolunda da görebilirsiniz.

Casio F-91W – Türkiye’de asker saati olarak bilinen 10-15 lira değerinde, şehitlerimizin aziz bileklerinde gördüğümüz ve hatırasına paha biçemeyeceğimiz saat…

Atatürk’ün Saati – 10 Ağustos 1915’te Çanakkale Conkbayırı’nda Mustafa Kemal’in hayatını kurtaran, bir ülkenin ve bir milletin kaderini değiştiren paha biçilemez cep saati…

Bir saatin değerini o saatin fiyatı belirlemez. O saati takanın verdiği emeğin ve o saati taşıyan yüreğin değeridir bir saati kıymetli kılan…

Artık Türkiye’de Siyasi Etik Kanunu çıkarmanın ‘saati’ gelmiştir. Türkiye Cumhuriyeti, içine düşürüldüğü çıkmazdan ancak şeffaf, hesap verebilir, denge ve denetleme sisteminin etkin çalıştığı bir yönetişim anlayışına kavuşarak çıkabilir.”

 

Ayva Köylü Ali kim?

Ayva Köylü Ali, hayatının romanını yazmış. Diyor ki;

“Ben bu kitabı, ‘hayatım ilginç’ diye yazmadım. Kendim ve ailem hakkında bilgi vermek, düşüncelerimi sizlerle paylaşmak için yazdım. Yazılı bir belge, kalıcı bir eserdir. Bir gün Ayva Köyü’ne yolunuz düşerse beni hatırlayın. Orada göreceğiniz ‘küçük esmer çocuk’ ben olabilirim. Bu kitap az da olsa Bursa’yı anlatmaktadır. Öte yandan, 1970’lerin Bursa’sından, 2013’lerin Bursa’sına kadar olan dönemi yazmaya çalıştım. Umuyorum ki anlattıklarım gelecek nesiller için faydalı olacaktır. Türkiye fırsatlar ülkesi ve çalışan insanlar mutlaka başarılı oluyor.”

Ayva Köylü Ali’yi aslında Bursa iş dünyası, Uludağ Üniversitesi camiası ve dahası tedrisinden geçip de ülkenin her yerinde bulunan çok kişi yakından tanıyor. Halen BUSİAD yönetim kurulu üyesi olan Prof. Dr. Ali Ceylan’dan başkası değil, Ayva Köylü Ali…

Prof. Ceylan, kitabının tanıtım bülteninde, “Ne olur sizler de yazın. Yazarsanız kendinizi daha iyi tanıyacaksınız. Yazmayı öğrenebilirsek geleceğimiz daha aydınlık ve renkli olacak. Birbirimizi daha iyi anlayacak ve daha çok seveceğiz” diyor.

Yazmak için önce okumak gerekmiyor mu Ali Hocam! Okumayı öğrensek gerisi gelir…

“Ayva Köylü Ali”yi Ekin Yayınevi bastı. Kitapçılarda, okurlarını bekliyor.

 

—BEYİN CİMNASTİĞİ—

Keramet yüklemeyin kuş bokuna
Al bir bilet, varsa güven şansına
Çıkarsa neler yaparım neler
Almadım ki hiç bilet, çıksın bana

Ayrıca bakınız:

Yoruma kapalıdır