Daha önce birkaç yazımda tekrarladım. Bir kez daha yinelemekten kaçınmıyorum. Aynı yöre insanlarının birlikteliği, dayanışması, gelenek ve göreneklerini sürdürmesi için ille de hep birlikte acı çekmeleri mi gerekiyor?

Bu soruyu, 2000 yılında üç Balkan ülkesini kapsayan bir gezi sonrasında sormuştum kendi kendime… Zira herhangi bir coğrafyada, herhangi bir ırka ya da dine mensup insanlar, faşist ve ırkçı yaklaşımlar nedeniyle çektikleri acıyı, birbirleriyle dayanışarak hafifletme yolunu seçmişlerdi.

Sadece faşist ve ırkçı yönetimler değil… Ekonomik gerekçelerle de yerinden, yurdundan olmuş, ekmeğini başka yerlerde çıkarma çabasında olanlar da, gittikleri yerlerde dayanak olmuşlardı birbirlerine…

İşte bu dayanışmaydı, o malum soruyu bana sık sık tekrarlattıran… Facebook aracılığıyla aldığım bir davetin gündeme taşıdığı, yanıtını bildiğim ama bir türlü kabullenemediğim soru bir anlık kıskançlık krizine yol açtı…

Krizin nedeni, Mestanlı Yöresi Kültür ve Dayanışma Derneği’nin 23 Temmuz tarihinde Bulgaristan’ın Mestanlı kasabasında düzenlediği 2. Dünya Mestanlılar Buluşması’ydı. Davetin altına yazılan mesajlardaki heyecanı hissetmemek olanaksızdı.

Ama çoklukla da “İşim var, orada olamayacağım” mesajlarının varlığıydı, içine düştüğüm kıskançlık krizinden kurtulmamı sağlayan… Ekmek kavgası, doğulan değil doyulan yerde mutlu olma mücadelesi, ana-baba-ata yurduna olan özlemi köreltmese bile engelleyebiliyordu. Bu durumda benim, dayanışma duygusundan uzak yerliliğimle, göç acısı yaşamışların birlikteliğinin yarattığı bunalımdan derhal sıyrılmam gerekiyordu.

Sıyrıldım da…

Geçici olarak elbette…

Aslolan elbette ki dayanışma, paylaşma… Ne yazık ki günümüzün acımasız kapitalist düzeni her birimizi bencil, acımasız yaratığa dönüştürdü.

Ne yapacağız öyleyse?

Ben kendi adıma insan kalmak için mücadele ediyorum.

Ya siz?

Ayrıca bakınız:

Yoruma kapalıdır