Bu ülkede nedense kentsel gelişim konusundaki bilimsel görüşler, projeler hepsi boşuna… Geçtiğimiz ay TMMOB tarafından 3. Kent Sempozyumu düzenlendi. Sempozyuma ne izleyici ilgisi vardı ne de medya araçlarının…

Peki, bilimsel görüşe ne zaman ihtiyaç duyulur?

Ta ki başımıza bir felaket geldiğinde… Burnumuzun dibinde Simav’da geçen hafta meydana gelen, korkusunu iliklerimizde hissettiğimiz depremin ardından, İstanbul medyası hep zamanki soruları sordu:

“Simav depremi, İstanbul’da etkili olacak bir depremi tetikler mi?”

Bizler yerel basın olarak farklı mıyız sanki? Hayır!

Biz de yaşadığımız kenti, Bursa’yı merak ediyoruz haliyle… Bursa’da bir deprem olursa büyüklüğü ne olur? Hangi büyüklükteki deprem yıkıcı olur? En fazla kayıp nerelerde verilir?

Depremin değil, insanoğlunun kendi yarattığı mekanların öldürdüğü gerçeğini bir kez daha hatırlayarak, yukarıdaki sorulara yanıt vermek çok kolaydır. Zira Bursa’nın büyük bölümü kaçak yapılaşmıştır.

Oluşacak faciayı net biçimde ortaya koyabileceğimiz bilimsel gerçekler var elimizin altında… İşte bu gerçekler, bahsettiğimiz kent sempozyumunda dile getirilmiş durumda…

İstanbul Üniversitesi Jeofizik Mühendisliği Bölümü’nden öğretim üyeleri Yrd. Doç. Dr. Ferhat Özçep, Araştırma Görevlisi Savaş Karabulut ve Güldane Boyraz’ın “Deprem-Zemin ve Kentsel Planlama Etkileşimi” başlıklı çalışmasıyla, Osmangazi, Yıldırım ve Nilüfer’i kapsayan Bursa kent merkezinde zemin sıvılaşma potansiyeli iki farklı yaklaşımla haritalanmış…

Sempozyum bildirilerinin derlendiği kitaptaki siyah beyaz grafikten görüyoruz ki, Bursa kent merkezinin büyük bölümünde sismik tehlike yüksek düzeyde… Söz konusu çalışmanın son cümlesinde de ifade edildiği gibi, “Bursa kentinde olası bir deprem anında zeminle etkileşimli olarak oluşabilecek problemlere yönelik tehlike düzeyleri belirlenmiştir. Kent planlama, kentsel dönüşüm ve kentsel yenileme bağlamında yapılacak yeni çalışmalarda bu tehlike düzeyleri mutlaka dikkate alınmalıdır.”

* * *

Karabulut ve Özçep’in “Afete Hazırlık Sürecinde Deprem, Konut ve Yapı İlişkisi” başlıklı başka bir çalışmasında ise halkın güvenli barınma hakkına vurgu yapılıyor.

Deniyor ki:

“Özellikle büyük şehirlerde daha aktif olarak ilerleyen kentsel dönüşüm projeleri, mevcut imar yönetmelikleri ve çevre nazım planlarında hızlı bir şekilde revize edilerek hayata sokulmak istenmektedir. Kentsel dönüşüm sürecinde amaçlar ve araçlar yerel yönetimlerce birbirine karıştırılmaktadır. Yani kentsel dönüşümde rant amaç, kentsel dönüşüm ve barınma hakkı nedenleri araç olmuştur.”

Bu görüş doğrultusunda en çarpıcı örnek de, kentin göbeğinde adeta üzerimize yıkılan Doğanbey Kentsel Dönüşüm Projesi kapsamındaki gökdelenlerdir!

Ayrıca bakınız:

Yoruma kapalıdır