Takvimler 1938 yılını gösterirken, kapıdaki İkinci Dünya Savaşı’na girmek istemeyen Türkiye, bunun için dengeli bir dış politika izliyordu.
Komuta, Milli Şef İsmet İnönü’de idi. Kurtuluş Savaşı sonrası ayaklarının üzerinde doğrulmaya çalışan Türkiye için yeni bir macera yıkımların en büyüğü olurdu.
O tarihlerde İngiltere’nin Ankara Büyükelçisi Sir Percy Loraine “Türkler’in ne yitirilecek ikinci bir imparatorluğu vardır, ne de böyle bir imparatorluğu yaratmak istemektedir. Elinde kalan geniş toprakları kalkındırmak onu bir yüzyıl oyalamaya yetecektir” diyordu. Büyükelçi, Türkler’in savaştan bezdiğinin altını çizerek ekliyordu: “İstikrarlı politikalarında maceraya yer yoktur.” (Denge Oyunu-İkinci Dünya Savaşı’ndaTürkiye’nin Dış Politikası, Tarih Vakfı Yurt Yayınları)
İstemeye istemeye
Hafta içinde 28. ölüm yıldönümünde andığımız İsmet İnönü’nün, Türkiye’yi ateş çemberinin dışında tutan aklına bugünlerde öyle çok ihtiyacımız var ki…
Burnumuzun dibinde, muhtemelen şubat ayında bir savaş yaşanacak ve biz de buna alet olacağız.
Irak’taki silah denetimi her ne kadar BM kararları doğrultusunda yapılıyorsa da, sadece “Amerika’nın savaşı”nda istemeye istemeye görev alacağız. Üslerimizle, hava sahamızla, toprağımızla, askerimizle…
Türkiye’nin yönetim biçimi demokratik bir cumhuriyet ise eğer, savaşa girip girmeme kararını halkın seçtiklerinin, yani TBMM’nin vermesi gerekiyor.
“Amerika’nın Irak’la savaşında biz ne rol üstleneceğiz” sorusu henüz Meclis gündeminde olmamasına karşın, herkesin inandığı şu ki, Türkiye bu savaşın tam göbeğinde olacak… Henüz, görevde birinci ayını dolduran 58. Hükümet için “aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık” durumu…
Samimi değil
Bir yandan ABD’nin aceleci tavırla ortaya koyduğu isteklerine yanıt bulmak için uğraşılırken, bir yandan böyle bir savaşın çıkaracağı faturanın dolar bazında hesabı yapılıyor.
Yapılsın iyi güzel… Turizmden, dış ticaretten ve iç ekonomik dengelerin bozulmasından ötürü ortaya çıkacak zararı belki Amerika karşılayacak ama bu, yatırım-üretim ve ticaret üçgeninde dönen ekonomi tekerini döndürmeyecektir.
Böyle bir savaşın yaratacağı manevi zarar daha büyük olacaktır ki, Amerikan parasının tedavüldeki tüm banknotları bile böylesi bir zararı karşılayamayacaktır.
Ancak hükümetin, ABD’li yetkililerle al takke-ver külah durumu, “Irak sorunu BM kararları doğrultusunda barışçı yollarla çözülmeli” mesajlarında samimiyet unsuru bulabilmemizi engelliyor.
İnönü’yü anlayalım
“Biz Türkiye olarak bu savaşa karşıyız, üslerimizi açmıyoruz” diyebiliyor muyuz Sam Amca’ya? O’nun12 Aralık’ta bizim için Avrupalılar’a karşı verdiği mücadeleyi bu kadar kısa sürede nasıl unutabiliriz? IMF aracılığıyla gelen dolarların hiç mi hatırı yok?
İroniyi bırakalım bir kenara…
Irak konusunda karar verecek hükümet üyelerinin ve önlerine getirildiğinde konu hakkında konuşmak isteyecek milletvekillerinin, İsmet İnönü’nün, Türkiye’yi İkinci Dünya Savaşı ateşinden nasıl koruduğunu çok iyi anlamaları gerekiyor.
Hem o savaşla, bu savaş arasında dünyalar kadar fark var. Yeni savaşın dışında kalmak biraz daha kolay gibi görünüyor. Adı üstünde, biri dünya savaşı, diğeri sadece Amerika’nın savaşı…
Pardon hangisi büyüktü. Dünya mı, Amerika mı?

Ayrıca bakınız:

Etiketler:
 

Yoruma kapalıdır